Kahveyi hepimiz biliyoruz, içiyoruz da nedir bu kahve? Kokusuyla bizi cezbeden, ne kadar tok olsak da o kokuyu duyduğumuz anda içme isteği uyandıran (hele bir de henüz öğütüldüyse…) kahveyi gerçekten tanıyor muyuz?
Uzun yıllar boyu birçoğumuz kahveyi, suya atıp eriterek içilen, hatta bir de gerçek süt yokmuş gibi süt tozlarıyla tüketilmesi gereken siyah, acı bir içecekten ibaret sandık. Gerçeğin bundan çok daha farklı ve derin olduğunu zaman içinde öğrenmeye başladık. Kahve, ucu bucağı olmayan, dipsiz bir dünya adeta. Hadi o zaman biraz tanımaya başlayalım: Nedir bu kahve?
Kahvenin, bir meyvenin çekirdeğinin, kavrulup öğütüldükten sonra demlenerek tüketilen bir içecek olduğunu bilmeyenlerin sayısı oldukça fazla. Bunu bilenlerin dahi bir çoğu merak etmedi belki nasıl bir meyve, nasıl bir bitki? Örneğin çiçeğinin yasemine, meyvesinin kuşburnuna benzediğini biliyor muydunuz? Hatta meyvesinden çay da yapılabildiğini?
Kahve bitkisi, bilimsel adıyla Coffea, tropikal iklimlerde yetişen narin bir bitkidir. Doğada birçok türü bulunsa da bugün fincanımıza en çok ulaşan iki tür vardır: Coffea arabica ve Coffea canephora (daha çok bilinen adıyla robusta). Arabica; daha narin, daha kompleks aromalara sahipken, robusta daha sert, daha yoğun ve kafein oranı daha yüksek bir profile sahiptir.
Kahve aslında dalında kırmızıya dönen bir meyve olarak başlar hayatına. Bu meyveye “coffee cherry” yani “kahve kirazı” denir. İçinde genellikle iki adet çekirdek bulunur. İşte o çekirdekler; bizim bildiğimiz, kavrulup öğütülen kahvenin ta kendisidir. Peki bu çekirdek, dalından koparıldıktan sonra hemen fincana mı gelir? Elbette hayır. Asıl hikâye burada başlar. Toplandıktan sonra içindeki çekirdeğe ulaşmak için farklı işlemlerden geçer: yıkanır, kurutulur, işlenir… İşte tam da bu noktada kahvenin karakteri şekillenmeye başlar.
Bir kahvenin meyvemsi mi, çikolata notalı mı, yoksa daha çiçeksi mi olacağı; sadece türüne değil, yetiştiği bölgeye, işlenme yöntemine ve hatta hasat zamanına kadar birçok faktöre bağlıdır.
Belki de bugüne kadar kahveyle kurduğumuz ilişki, onun sadece “uyandıran” bir içecek olmasından ibaretti. Oysa kahve; yetiştiği topraktan, gördüğü güneşe, geçirdiği işlemlerden kavrulma derecesine kadar sayısız faktörün birleştiği bir deneyimdir.
Yani fincandaki kahve aslında sadece bir içecek değil, uzun bir yolculuğun son durağıdır.
